Albüm (2016) - Atakan Göktepe

9 Ekim 2016 Pazar

Albüm (2016)

Yapımı: 2016-Türkiye, Fransa, Romanya
Tür: Dram
Süre: 104 Dakika
Yönetmen: Mehmet Can Mertoğlu
Oyuncular: Şebnem Bozoklu, Murat Kılıç, Mustafa Ragıp Adıgüzel, Zuhal Gencer Erkaya, Rıza Akın
Senaryo: Mehmet Can Mertoğlu
Yapımcı: Eytan İpeker

Nisan ayından beri bloga yazmadığımı fark edince Filmekimi vesilesiyle bu senenin en çok merak ettiğim filmlerinden biri hakkında bir şeyler karalamaya karar verdim. Bu sene Cannes Film Festivali'nin yarışma filmleri açıklandığında büyük heyecan duymuştuk hepimiz. Almodovar'dan Park Chan-wook'a, Dolan'dan Ken Loach'a birçoğumuzun sevdiği daha nice yönetmenin filmi vardı bu senenin seçkisinde. Eleştirmenler Haftası bölümündeyse bir Türk filmi vardı. Mehmet Can Mertoğlu'nun ilk uzun metrajı Albüm, hakkında bir şey bilmememe rağmen yalnızca posteriyle bile beni heyecanlandırmıştı. Sonrasında bu bölümden "En Yenilikçi Yönetmen" ödülüyle dönen Albüm'ü merakla beklemeye başladım ve dün akşam Filmekimi sayesinde filmi izleyebildim.
Türkiye Sineması'nın içerik bakımından en büyük eksiklerinden biri belki de sürekli olarak ya çok zenginin ya da çok fakirin hikayelerinin anlatılması. Özellikle popüler sinemada zengin, ya da fakirse de bir Yeşilçam geleneği olarak "fakir ama mutlu/gururlu", bağımsız sinemada ise düşük gelirli, işçi sınıfının hikayelerinin anlatılması. Çok nadir örnekleri dışında, aslında sayısal olarak ciddi bir çoğunluk olan orta sınıfın hikayelerini göremiyoruz sinemamızda. Albüm ise orta sınıf bir ailenin hikayesini anlatıyor. Bu yanını sevdiğimi söylemeliyim. Hikayenin ya İstanbul'da ya da direkt İç Anadolu'nun ücra bir yerinde geçmesi gibi alışılageldik bir mekan seçimi de yok filmin. Antalya'da geçiyor. Yani özetle aslında sizin bizim gibi insanların yaşadığı tanıdık bir çevreyi anlatıyor Albüm. Bu yönüyle farklı olduğu söylenebilir.
Filmin, son dönem Türkiye Sinemasıyla kıyaslandığında farklı olan tek yanı ele aldığı insan tipi değil. Çok kişinin ifade ettiği gibi özgün de bir hikayesi var. Filmin konusunu özetlemek gerekirse: Bahar vergi dairesinde memur, Cüneyt ise lisede tarih öğretmenidir. Çocuk sahibi olamadıkları için evlatlık edinmek isterler ancak insanların bu konudaki düşüncelerini çok önemsemektedirler. Bu yüzden çevrelerine ve belki de çocuklarına göstermek için Bahar'ın hamileymiş gibi karnını şişirdiği fotoğraflar çekerler. Film, çiftin evlat edinmelerini ve kimsenin onları tanımadığı yeni atandıkları şehirdeki yaşamlarını konu alıyor.


Film temelde, toplumsal bir sorun sayabileceğimiz ikiyüzlülük temasını işliyor. Cüneyt ve Bahar evlat edindikten sonra kendilerini başka bir şehre tayin ettiriyorlar. Sahte fotoğraflar çektiriyorlar ki hamileliğin gerçek olduğunu kanıtlayabilsinler. Çünkü çocuğu kendin yapamadıysan eksiksindir. Cüneyt, evlat edinmeden önce sınıfta pasif bir öğretmenken ve bağırışıp konuşan öğrencilerine gıkını çıkartmazken evlat edindikten sonra otoriter ve sert bir öğretmen oluveriyor. Bu zıtlıkla, yönetmen bu konunun toplumsal düzlemde nasıl bir iktidar aracı olduğunu vurguluyor.
Film, bana bazı yerlerde yapay gelen ancak çoğu zaman hak verdiren ve güldüren toplumsal tespitlerle dolu. Özellikle bazı sahneler Nuri Bilge Ceylanvari diyebileceğim tarzda yalnızca günlük hayata dair, hikayeyle ilgisi olmayan sıradan konuşmalardan oluşuyor. Ceylan, sinemamızda bu tarz sahnelerin en doğal ve başarılı örneklerini verdiği için küçük bir karşılaştırma yapmak istiyorum: Örneğin Bir Zamanlar Anadolu'da da bir araba sahnesinde Komiser Naci, doktor, Arap, diğer polis, arabada cinayet zanlısıyla ceset ararken başlayan bir manda yoğurdu muhabbeti var, hatırlarsınız. Manda yoğurdunun hasının nerede yapıldığının, kaymaklı olup olmaması gerektiğinin vs. hikayeyle hiçbir ilgisi yoktur. Ancak Ceylan kamerasıyla, tüm bunlar konuşulurken sessizce oturan, başı öne eğik, düşünceli zanlıya yaklaşır. Yani bütün bu gündelik konuşmanın ortasında kalan bu adam katildir, düşündükleri farklıdır, kaygılıdır. Peki Albüm bu tespitlerini nasıl kullanıyor? Mesela çiftin yetimhane müdürüyle oturdukları bir sahnede müdür, Cüneyt'in lisede öğretmen olduğunu öğrenince ona kızını hangi dershaneye vermesi gerektiği ile ilgili sorular soruyor.  Bu, sabit planda izlediğimiz 2-3 dakikalık bir sahne. Peki hikayeye veya karakter gelişimine ne gibi bir katkı sağlıyor? Bilmiyorum ama beni ve salonun genelini güldürdüğünü söyleyebilirim. Dediğim gibi bazı sahnelerdeki doğal olma çabası ya da göze sokulmaya uğraşılan tespitlerin bana çok yapay, hatta bazen işlevsiz geldiğini söyleyebilirim.


Filmin içeriğine yönelik en sevdiğim kısımlar, aslında orta sınıf bir ailenin yaşamının sade ve katıksız bir şekilde verildiği kısımlardı. Bir başka ailenin ana karakterlerimizin evine akşam oturmasına geldiği sahne örneğin. Ya da hafta sonunu AVM'ye giderek değerlendiren bir ailenin resmedilmesi. Ya da akşam evde televizyon izleyerek birbiriyle hiç konuşmayan çiftin anlattığı şeyler... Beni filmle ilgili en çok tatmin eden şeyler bunlar oldu sanırım.
Filmin övülebilecek birçok yanı olabilir ancak benim en sevmediğim kısım görüntü yönetimiydi. Bazı yürürken takip sahnelerinin cep telefonuyla çekilmiş gibi aşırı sarsıntılı bir şekilde izlemek bende özensiz bir iş izlenimi bıraktı. Çok sayıda uzun tek plan izlemek ya da kurgunun bazı sahnelerde fazla yavaş kalması ara ara dikkat dağıtıyor.
Oyunculara gelirsek Şebnem Bozoklu ve Murat Kılıç'ın çok temiz bir iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Beylik bir laf etmek istemiyorum ama ikisi de karakterlerini derinlemesine anlamış ve bütünleşmiş bir performans sergilemişler.
Özetlemek gerekirse Albüm, ilginç ve özgün bir konusu olan ve de iyi gözlemler sonucunda yazılmış güzel bir senaryoya sahip. Senaryoya eşlik eden kalburüstü oyunculuk performanslarına rağmen görsel anlamda yeni ve güzel bir şey yaşatmıyor seyircisine. Yine de sinemamızda son dönemin en özgün ve ilginç filmlerinden Albüm'ü görmekte fayda var. Film 4 Kasım'da Başka Sinema salonlarında gösterimde olacakmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder